İnsanın başka biriyle bağ kurması en temel ihtiyaçlarından biridir. Temel psikolojik ihtiyaçlarımızdan bazılarına birisi tarafından anlaşılmayı, kabul edilmeyi, sevilmeyi, önemsenmeyi örnek verilebiliriz.
Bu ihtiyaçları karşılamak bazılarımız için zihnimizde karmaşık, davranışlarımızda ve bedenimizde daha tepkisel görülebilir. Bazen bazı insanlar arzuladıkları yakınlık gerçekleşmeye başladığında geri çekilme ihtiyacı gösterir. İlişki derinleştikçe kaygı, duyguların bastırılması veya partnerden uzaklaşma görülür. İlk bakışta bu durum bir çelişki olarak görülebilir. Örneğin zihnimizde otomatik bir soru belirir: “Bu kadar sevilmek isterken neden biri beni gerçekten sevdiğinde ondan uzaklaşıyorum?” Tam olarak bu noktada yakınlığın oluşturduğu tehdit algısı ile sevgiye duyulan ihtiyaç aynı anda ortaya çıkar. Bireylerin yakınlık ve bağımsızlık arasında güçlü bir gerilim yaşaması bağlanma stili araştırmalarında görülmektedir. Bağlanmaktan kaçınan bireyler, başkalarına güvenme ve duygusal olarak açılma konusunda daha fazla zorlanmaktadır. Yakınlık arttığında kişilerarası mesafeyi koruma ve kendi kendine yetme eğilimi güçlenebilir.
Yakınlıktan kaçınma, kişinin kişilerarası ilişkilerde duygusal veya fiziksel yakınlıktan uzak durma eğilimi olarak tanımlanmaktadır. Bu kişiler yakınlıktan kaçınsalar da yalnız hissettikleri görülür. Dolayısıyla yakınlık korkusu “ilişkiyi istememek” anlamına gelmez. Birey ilişki ister fakat ilişkinin temelindeki duygusal açıklık, bağımlılık veya incinebilirlik karşısında tehdit hissedebilir.
Yakınlık Neden Tehdit Olarak Algılanır?
İlişkide yalnızca sevgi ve mutluluk hissedilmez. Kişinin kendisini yalınlığıyla gösterebilmesi, karşısındaki insana güvenmesi, ihtiyaçlarını ifade etmesi ve bazı durumlarda ona ihtiyaç duyabilmesini gerektirir.
Dolayısıyla yakınlık, şu düşünceleri oluşturabilir:
“Ona bağlanırsam özgürlüğümü kaybederim.”
“Kendimi ona tamamen açarsam incinirim.”
“Fazla yakın olursak kusurlarım açığa çıkar.”
“Bir gün ona ihtiyaç duyarsam beni terk ettiğinde ne yaparım?”
“ Eğer bu ilişkiye kendimi kaptırırsam kendimi kaybedebilirim.”
“ Eğer yakınlaşırsam benden sürekli bir şey beklenecek.”
Buradaki temel mesele, kişinin sevgiyi istememesi değil; yakınlığın zihinsel olarak güvenli bir deneyim olarak kodlanmamış olmasıdır.
Bağlanma kuramı ele alındığında erken dönemde bakım verenlerle kurulan ilişkiler, kişinin kendisi ve başkaları hakkında geliştirdiği beklentilerin oluşmasında rol oynar. Bu beklentiler yetişkinlikte romantik ilişkilerde kendini gösterir. Ancak bu durumda kesin ve değişmez bir yargıya varılmamalıdır. Yaşam deneyimleri, psikoterapi süreçleri bağlanma örüntülerinin değişmesine katkıda bulunur.
John Bowlby'nin bağlanma kuramındaki önemli kavramlardan biri “güvenli üs” (secure base) kavramıdır. Bowlby, güvenli bir ilişkinin kişinin bağ kurmasına ve çevresini keşfetmesine olanak sağlayabileceğini vurgular. Sağlıklı bağlanma, bağımsızlığın karşıtı değildir; güvenli bir ilişki kişinin bağımsızlığını da destekleyebilir.
Tanıdık Tehditler: Erken Dönem Şemaları
Yakınlık korkusunu anlama sürecinde Şema Terapi yaklaşımı da önemli bir çerçeve sunmaktadır. Şema Terapi'ye bakıldığında çocukluk ve ergenlik döneminde karşılanmayan temel duygusal ihtiyaçlar, kişinin kendisi, diğer insanlar ve ilişkiler hakkında kalıcı düşünce ve duygu örüntüleri geliştirmesine katkıda bulunur. Bu örüntülere erken dönem uyumsuz şemalar adı verilmektedir.
Örneğin çocuklukta bireyin özerkliği yeterince desteklenmemişse veya aşırı kontrol edilmişse, yetişkinlikte bağımsızlık ve yakınlık arasında bir çatışma yaşayabildiği görülebilir. Şema Terapi araştırmalarına bakıldığında iç içelik/gelişmemiş benlik (enmeshment/undeveloped self) ve bağımlılık/yetersizlik (dependence/incompetence) gibi şemalar, özerklik alanındaki sorunlarla ilişkilendirilmektedir.
Burada önemli ayrım “Bağımlılık şeması arttıkça kişi partnerinden kaçmak zorunda kalır” şeklinde doğrusal bir ilişki kurmak bilimsel açıdan fazla kesin olur. Çünkü aynı erken dönem deneyimi, farklı kişilerde farklı başa çıkma biçimlerine yol açtığı görülebilir. Bir kişi aşırı bağlanarak, başka biri ise ilişkiden uzaklaşarak kendisini korumaya çalışabilir. Bu nedenle yakınlık korkusuna şu bakış açısıyla yaklaşmak iki taraf içinde daha anlaşılır olur. “Yakınlığı istemiyor olmayabilir; yakınlığın beraberinde getirdiği tehditlerden korunmaya çalışıyor olabilir.”
“Sevilirsem Özgürlüğümü Kaybederim”: Özerklik ve İç İçe Geçme
Bazı bireyler ilişkinin içerisinde kendisini kaybetmekten korkabilir.
Örneğin birey geçmişte kendi kararlarını vermemiş, aşırı kontrol edilmiş veya bireyselliğinin yeterince desteklenmediği bir ortamda büyümüşse, yetişkinlikte yakın ilişkiyi bilinçdışı olarak kontrol edilmekle eşleştirebilir.
Bu durumda partnerin ilgisi tehdit olarak algılanır:
“Beni bu kadar seviyorsa benden daha fazlasını isteyecek.”
“Ona bağlanırsam artık kendi hayatımı yaşayamayacağım.”
“Bir ilişkim olduğunda kendim olamayacağım.”
Şema Terapi araştırmalarında iç içelik/gelişmemiş benlik, bağımlılık/yetersizlik ve bazı diğer erken dönem şemalarının kişinin özerklik ve benlik sınırlarıyla ilişkili olduğu görülür.
Örneğin bir çalışmada iç içelik/gelişmemiş benlik şemasının duygusal kopuklukla; bağımlılık/yetersizlik ve terk edilme şemalarının ise başkalarıyla aşırı birleşme eğilimiyle ilişkisi görülmüştür. Buradaki paradoks, bireyin yakınlıktan kaçarken aslında bağımsızlığını korumaya çalışması olabilir. Fakat bu korunma stratejisi, bireyin ihtiyaç duyduğu yakınlığı da engelleyebilir.
“Bana Yaklaşırsan Beni Yaralayabilirsin”: İncinebilirlik Korkusu
Kaygılı bağlanma ve kaçınmacı bağlanma, yetişkin ilişkilerindeki güvensizliğin iki temel boyutu olarak ele alınır.
Kaygılı bağlanan birey terk edilme ve reddedilme konusunda daha fazla endişe duyarken; kaçınmacı bağlanmada başkalarına güvenme, yakınlık kurma ve başkalarına ihtiyaç duyma konusunda daha fazla rahatsızlık görülür. Yakınlık ise, kişinin savunmalarını azaltmasını gerektirdiği için yetişkinin ilişkide zorlandığı görülür. Bu iki eğilim birbirinin tam tersi gibi görünse de ortak bir noktaları ilişkide, kişinin güvenlik sistemini harekete geçirmektir.
Nitekim Mikulincer vd. bağlanma kaygısı yüksek kişilerin aynı anda hem yakınlık isteme hem de reddedilmekten korkma eğilimi gösterebildiğini ortaya koymuştur. Araştırmacılar bu durumu yakınlık ve uzaklık arasında yaşanan bir “motivasyonel çatışma” olarak ele almıştır.
Bu nedenle bağlanma kaygısı yüksek kişiler: “Lütfen beni bırakma.” Derken mesafe ihtiyacıyla karşısındakinden uzak durma eğilimini göstermesi psikolojik açıdan mümkündür. Bu iki duygu birbiriyle çelişmez. Aksine, güvensiz bağlanma örüntülerinde aynı anda ortaya çıkabilir.
Yakınlık Korkusunun Görünmeyen Döngüsü
Yakınlık korkusu çoğu zaman bir döngü şeklinde ilerleyebilir:
Yakınlık → tehdit algısı → kaygı → uzaklaşma → geçici rahatlama → yalnızlık → yeniden yakınlık ihtiyacı
Örneğin bir deneyim sürecini ele aldığımızda;
- Bir kişi uzun süre yalnız kaldığında ilişki ve sevgi ihtiyacı hissedebilir.
- Yeni bir partnerle tanışıp ilişkisi derinleşmeye başladığında ise tehdit algılar ve kaygı düzeyi artar.
- Kişi kaygısını azaltmak için ilişkiden uzaklaşabilir.
- Bu uzaklaşma kısa vadede rahatlama sağlasa da zamanla yalnızlık ve özlem duygularının yeniden ortaya çıkmasına neden olabilir.
- Böylece kişi tekrar yakınlık arayabilir.
Bu açıdan bakıldığında uzaklaşmak, bilinçli bir “Ben ilişki istemiyorum.” kaygıyı azaltan bir başa çıkma stratejisi olabilir. Araştırmalar, kaçınmacı bağlanma örüntülerinde kişinin yakınlık arttığında duygusal mesafeyi korumaya yönelik stratejiler kullanabildiğini göstermektedir.
İnsan Sevilmekten Neden Korkar?
Sevilmek aynı zamanda görünür olmak anlamına gelir. Dolayısıyla yakınlıkta birey kendisini saklamakta zorlanır. İlişki içerisinde ihtiyaçları, korkuları, zayıflıkları ve beklentileri görünür hale gelmektedir.
Bu nedenle yakınlık korkusunun altında bazen şu temel inançlar bulunabilir:
“Beni tanıdığında sevmez.”
“Birine ihtiyaç duyarsam güçsüz olurum.”
“Yakınlaşırsam sonunda terk edilirim.”
“Birine bağlanırsam kendimi kaybederim.”
“İnsanlara güvenmek tehlikelidir.”
Dolayısıyla erken dönem deneyimi sonucunda oluşan şemalar, bireyin yaşadığı ilişkilerde olayları yorumlama biçimini etkileyebilir.
Yakınlık ve Özgürlük Birbirinin Düşmanı Değildir
Yakınlık korkusunun önemli bir boyutu, bağlanmak ile bağımlı olmak arasındaki farkın farkında olabilmektir. Sağlıklı olarak adlandırabileceğimiz bir ilişkide yakınlık, kişinin bireyselliğini ortadan kaldırmaz.
Sağlıklı bağlanmada; başkasına duyulan ihtiyaç, duyguların paylaşılabilmesi, gerektiğinde destek isteyebilmek, bağ kurabilmek, kendi sınırlarını ve bireyselliğini farkında olmak ve bunu koruyabilmek görülür. Sonuç olarak “kimseye ihtiyaç duymamak” değil, “birine ihtiyaç duyarken kendim olarak kalabilmek”tir. Güvenli bağlanma kişinin ilişki içerisinde kendisini güvende hissederek çevresini keşfedebilmesi ve özerkliğini sürdürebilmesiyle deneyimlenir.
Sevilmek; bağlanmayı, güvenmeyi, ihtiyaç duymayı, görünür olmayı ve incinebilir hale gelmeyi beraberinde getirir. Birey geçmiş deneyimlerinde yakınlığı ; kontrol, reddedilme, terk edilme, aşırı bağımlılık veya benliğini kaybetme duygularıyla ilişkilendirmişse, yetişkinlikte deneyimleyeceği yakınlık eski alarm sistemlerini harekete geçirebilir. Dolayısıyla örneğin; Zihninde sevilme ihtiyacıyla ilgili cümleler kurulurken, ilişkide mesafe ihtiyacını gösteren düşünceler ile baş başa kalabilir. Bu bir çelişki olarak görülür fakat sevginin istenmediği anlamına gelmez. Birey sadece sevginin içinde güvende kalmayı öğrenememiştir.
Biraz düşündüğümüzde yakınlık korkusu ortaya çıktığında şu soru ile karşılık verebilirsin: “Neden sevilmekten kaçıyorum?” yerine, “Yakınlık benim için ne zaman ve neden tehlikeli hale geliyor?” Sorunun yanıtı, kişinin ilişkilerinde tekrar eden döngüleri anlaması açısından daha işlevsel bir başlangıç noktası olabilir.
Aşağıda Bağlanma Stilleri Ölçeği’nin kısa bir formunu bulabilirsin. Anket ifadelerini kendin için cevaplayarak bağlanma stilin hakkında fikir edinebilirsin.
|
Aşağıdaki ifadeleri dikkatlice okuduktan sonra 1-6 arasındaki derecelendirilmiş seçeneklerden size en uygun olanı işaretleyiniz. 1= Hiç katılmıyorum |
||||||
| İfadeler | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 |
| 1. İhtiyaç duyduğumda diğer insanların yanımda olacağından eminim. | ||||||
| 2. Diğer insanlarla yakın ilişki kurmayı oldukça kolay buluyorum. | ||||||
| 3. Diğer insanlarla ilişki kurma konusunda kendime güveniyorum. | ||||||
| 4. Diğer insanların beni seveceğinden ve saygı duyacağından eminim. | ||||||
| 5. Diğer insanlar, benim onlara yakın olmayı istediğim kadar bana yakın olmayı istemezler. | ||||||
| 6. Başkalarının beni, benim onları önemsediğim kadar önemsemeyeceğinden endişe ediyorum. | ||||||
| 7. İlişkilerim ile ilgili çok endişeleniyorum. | ||||||
| 8. Kendimi genellikle dışlanmış ya da yalnız hissediyorum. | ||||||
| 9. Diğer insanlardan uzak durmayı tercih ederim. | ||||||
| 10. Başka insanlara güvenmekte zorlanıyorum. | ||||||
| 11. Başkalarına yakın olmak konusunda çelişkili duygularım var. | ||||||
| 12. Başkalarıyla yakınlaşmak istesem bile, bu konuda kendimi huzursuz hissediyorum. | ||||||
Aşağıdaki maddelerin puanlarını toplayıp hangi bağlanma stilinde daha yüksek puanınız olduğunu görebilirsiniz.
Güvenli bağlanma maddeleri: 1, 2, 3, 4
Kaygılı bağlanma maddeleri: 5, 6, 7, 8
Kaçıngan bağlanma maddeleri: 9, 10, 11, 12
Yazar: Psikolog Dilek Muazzez Yağcı
Kaynakça
- Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Basic Books.
-
Çelik, M., & Türk, N. (2024). Bağlanma Stilleri Ölçeği Kısa Formu’nun psikometrik özelliklerinin incelenmesi. Journal of History School, 73, 3121-3141. http://dx.doi.org/10.29228/joh.78675
- Fraley R. C. (2019). Attachment in Adulthood: Recent Developments, Emerging Debates, and Future Directions. Annual review of psychology, 70, 401–422. https://doi.org/10.1146/annurev-psych-010418-102813
- Fraley, R. C., & Shaver, P. R. (2000). Adult romantic attachment: Theoretical developments, emerging controversies, and unanswered questions. Review of General Psychology, 4(2), 132–154. https://doi.org/10.1037/1089-2680.4.2.132
- Mikulincer, M., Bar-On, N., & Shaver, P. R. (2010). The pushes and pulls of close relationships: Attachment insecurities and relational ambivalence. Journal of Personality and Social Psychology, 98(3), 450–468.
- Mikulincer, M., & Erev, I. (1991). Attachment style and the structure of romantic love. British Journal of Social Psychology, 30(4), 273–291.
Daha fazla oku


